plak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
plak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2009 Pazar

Hangi büyük grubun albümleri plak formatında basılıyor?



Anladığınız gibi bu grup Nirvana. Peki neden ve nasıl? Plak geri döndü, internette plak sastışları patladı, plak satan dükkanlar birbiri ardına açılmaya başladı. Plak satış rakamları ise CD kadar olmasa da son beş yıl içinde tüm dünyada artış gösteriyor. Pek çok yeni ve genç isim albümlerini artık sembolik sayılarda da olsa plak olarak basıyorlar.
Bu durum şirketleri de harekete geçirmişe benziyor. Dünyada pek çok önemli sanatçının back katalogları plak olarak yeniden basılacak.
İlk haber ise Nirvana'dan geldi. Grubun Nevermind, In Utero ve MTV Unplugged albümleri 180 gr. Vinyl olarak yeniden basılacak. Amerikalı Original Recordings Group serinin devam edeceğini ve pek çok ikonik sanatçının albümlerini plak formatında basacaklarını açıkladı.
Nirvana'nın ilk şirketi Sub Pop da grubun ilk albümü Bleach'i plak olarak yeniden basacağını duyurdu.
Şimde Hafif Müzik'in merak ettiği şey klasikleşmiş Türk pop müziği sanatçılarının da plaklarını basacak bir şirketin çıkıp çıkmayacağı. MFÖ'den Ajda Pekkan'a, Erkin Koray'a ve Barış Manço'ya pek çok ismin orijinal plakları ve pek çok firmanın dev katalogları plağa basılmayı bekliyor.

4 Şubat 2009 Çarşamba

Obama’nın gizli plak koleksiyonu!


 

 

Evet, Obama’nın bir plak koleksiyonu var. Hem de şu ana kadar hiç bilinmeyen ve gizlenen bir koleksiyon. Aslında galiba pek de umursamnadığı için varlığı bilinmeyen desek daha doğru olacak. İşin aslı şu: Beyaz Saray’ın hayli geniş bir LP koleksiyonu var. Rolling Stone’un haberine göre yer gök plak ve bu plakların çoğu koleksiyonerleri baştan çıkaracak parçalara sahip. Led Zeppelin’ler, Sex Pistols’lar, The Ramones’lar, Rolling Stones’lar ne ararsanız var.

Arşiv 1973’te oluşturulmuş. Sadece kitaplardan oluşan kütüphanede artık albümlerin de bulunmasına karar verilmiş ve 2000 kadar albüm bu dönemde arşive girmiş. Beyaz Saray’ın bodrumunda bulunan arşivde saklanan plaklar 1978 ve sonraki yıllarda rock plaklarıyla zenginleştirilmiş. Başkan Carter plak dinlemeyi severmiş ve o dönem plaklar, iyi bir ses sistemiyle yukarı üçüncü kattaki dinleme odasına alınmış. Ancak Reagan dönemi gelince Nancy Reagan’ın plaklardan hazzetmediği anlaşılmış ve arşiv yine bodrumu boylamış. Bakalım Obama arşivi dolaşma sokacak mı?

Peki acaba bizim Cumhurbaşkanlığı’nda müzik arşivi var mı? Varsa kimler var. Merak konusu…

Haberin tamamını okumak için buraya tıklayın.

3 Şubat 2009 Salı

Dönüşü muhteşem oldu!


Morrissey grubuyla birlikte soyunup fotoğraf çektirdi ya şu ara pek bir tartışılıyor. Çekim yeni single "I'm Throwing My Arms Around Paris" için yapılmış. 
Benim anladığım tek şey; plak geri dönmüş hakikaten... 

27 Ocak 2009 Salı

Dijital tedirginlik!




Geçenlerde arşive bakarken buldum bu yazıyı. Rolling Stone'daki Pop Dünya isimli köşemde yayınlanan bir şey. Düşüncelerim değişmemiş hiç. Hala aha böyle yandaki gibi mutsuz ve tedirginim!

Mp3’ü sevmiyorum. Çünkü ses kalitesi berbat.

Mp3’ü sevmiyorum çünkü bu berbat ses kalitesiyle en sevdiğim şarkılar birer cep telefonu melodisine dönüşüyor. Onları bir daha eskisi gibi algılayamıyorum.

Mp3’ü sevmiyorum çünkü eski şarkıların çoğu dijital platformda yok. Sevdiğim bazı şarkılar sadece plaklarda var.

Mp3’ü sevmiyorum çünkü Türkiye’de yasal download sitelerinde aradığım hiçbir şey yok. Doğru dürüst albüm de ithal edilmiyor. Zorla Karayip Korsanı olduk. Milletçe indiragandi…

Mp3’ü sevmiyorum çünkü mp3 player’ımı sevmiyorum. Bir adet iPod’um var ve bu alet hem müzik, hem teknoloji katili. Üstelik metres gibi para yiyor. En ufak fonksiyonu yerine getirmek için internetten bir şeyler indirmem gerekiyor. Ve tabii parasını ödemem. Her sabah bugün acaba Steve Jobs bana ne sokuşturacak diye uyanıyorum. “Video izleyecektim,” o halde 35 dolar ver şu programı indir. “Yeni sürüm şeysi vardı,” bir 35 dolar daha ver. Sürekli bitmeyen istekler, yüklenmesi gereken programlar. Mağdurum.

Mp3 Player’ımı sevmiyorum çünkü zırt pırt girişi bozuluyor. Kulaklık girişi aldığım haftadan itibaren arızalı olduğundan tek kulaklıktan ses veriyor. Bu aleti çoğu zaman Boğaz Köprüsü’nden aşağı atmak istiyorum.

Mp3 Player’ıma ayrıca kılım, çünkü satamıyorum, elimde patladı. Berbat bir şey olduğunu düşündüğümden onu pazarlamayı beceremiyorum. “Çok güzel bak 30 giga, çok da kullanışlı” diyemiyorum. Çünkü yalan. Her dakika yeni bir özellikle yeni bir modeli çıkıyor ve aldığım şey ikinci gün teknolojik çöp haline geliyor.

 

***

 

Bana geri kafalı diyebilirsiniz. Ama geçen gün evde plak dinlerken gerçek sesler duymanın hazzını yaşadım. Dinlediğim müziğin türü, şarkıyı kimin söylediği falan bir anda önemini yitirdi. Geriye salonu dolduran harika sesler kaldı. Mp3 tost. Birbirinin üzerine bastırılmamış, preslenmiş yutmaya hazır bir lokma. Plak ya da CD’de ise malzemeyi masaya rahat rahat yayıp, hepsinin kokusunu ve tadını ayrı ayrı hissedebilirsiniz. Evet cebinizde taşıyamazsınız ama her şeyin bedeli var. Evet demokrasi var, evet evde bilgisayarı olan herkes müzik yapabiliyor ve evet bu insanları rahatlatıyor olabilir. Ama hiçbir şey karşılıksız değil. Müzikal özgürleşmenin ağır da bir bedeli var. Zihnimiz çöplüğe döndü. Evet keşfetmek harika. Ve evet Sibirya’daki bir indie-folk grubunu bile MyPace’ten bulup dinleyebiliyoruz. Ama iyi bir şarkı dinleyebilmek için 1000 adet berbat şey dinlemek de saç baş yolduruyor. Albüm bir romansa, şarkı onun bir bölümüdür. Mp3 formatında ise biraraya geldiklerinde karmakarışık anlaşılmaz, karga burgu bir tomar nota dönüşüyorlar. Ve ben bu karışıklıktan biraz sıkılmaya başladım galiba…

Efendim? Evet bana eski kafalı diyebilirsiniz. Çünkü buna değer.