9 Şubat 2009 Pazartesi

Türk, ölç, biç, öğün, güven!


Ya ben Facebook'un yabancısıyım birader yeni girdim. Ne zaman profilimi açsam sayfanın yanında aha bu reklam çıkıyor. Şu fakire bir yardım etseniz de öğrense. Bir tek bende mi çıkıyor, nedir, ne oluyor. Normal midir Facebook'ta bu ölçme biçme olayları? Nedir? N'oluyo be!

Grammy'de ne dedik, ne oldu?


Hafif Müzik'in Grammy-Toto'su bir iki fire dışında tuttu. En iyi kayıt Plant & Krauss'a gitti. En iyi albümü Coldplay beklerken yine Plant & Krauss aldı. Bence biraz fazla oldu ama neyse... Alternatif albüm In Rainbows hakkıdır, bunu zaten yazmıştım. Rock albümü Coldplay'e gitti yazdığım gibi. Ama Kings of Leon'un hakkıydı. Daft Punk'ın da ödül alacağını Hafif Müzik'çiler biliyordu zaten. Neyse ödül kazananları toplu halde burada bulabilirsiniz.
Bense bütün yıl beğeniyle dinlediğim MGMT'nin Electric Feel'inin Justice remiksinin ödül almasına çok sevindim. Sanki benim şarkım kazamnış gibi. Eurovizyon'da Sertab kazanınca bu kadar sevinmedim. Halbuki sana ne? Böyle saçma bir his işte...
Geçen sene Sziget'te Justice'i kaçırdım ya, aslı bomba o ama hala unutmaya çalışıyorum o olayı...

Lodos'a gel!



Valla Lodos fırtınası nedir duyardım ilk kez yakından şahit oldum. Sabah sahilde yürüyeyim dedim ve manzara böyleydi. Tırsıdım ve Starbucks'a sığındım. Mahalleden son durum ise şöyle: Sağanak var, deniz sakin, köpek sürüleri her zamanki gibi pis pis turluyor ve hayat devam ediyor.
HAFİF MÜZİK haber, Mehmet Tez, Moda...

7 Şubat 2009 Cumartesi

Güzel Top 10

2 numara favorim...


Babasıyla aynı grupta çalan insana şüpheyle bakarım




Eddie Van Halen oğlu Wolfgang'i grubun daimi üyesi yaptığından beri turnedeler. Yani son bir bir buçuk yıldır. Şimdi yeni albüm için besteler yapmaya başlamış Wolfgang Van Halen. 17 yaşnda ve Van Halen'da çalıyor neticede. Muhtemelen şu an yaşayan en şanslı veletlerden biri. Mi acaba? Van Halen aile şirketi iyi de, insanın babasıyla aynı grupta çalması biraz patetik bir şey değil mi? Sürekli bir baba figürü, bir nbaba ezikliği falan. Aile şirketinin devralmak gibi...

Grammy-toto: Kim kazanır? Kim kazanmalı?


















Grammy’lerde 31 kategoride ödül var. Ben buraya sadece ilgilendiklerimi almaya çalıştım. Ona göre. Hepsine şurdan bakabilirsiniz.



En İyi Albüm
Bu dalda aslında Radiohead’in In Rainbows’u var. Ve aslında gerek hazırlanma, gerek internetten yayınlanma aşaması ve gerek klipleriyle tarihe geçecek bir albüm. Ama Coldplay gerçekten çok geniş bir kitleyi memnun edebilecek düzeyde bir albüm yaptı ve müziğini bir önceki albümlere göre daha ileri bir düzeye ulaştırmak için risk aldı, eleştirildi. Ve başardı…
Kim alır? Coldplay – Viva La Vida
Kim almalı? Coldplay – Viva la Vida



Alternatif Albüm
Gnarls Barkley’ye şans vermiyorum. The Odd Couple, albüm olarak St Elswhere kadar etkili, yenilikçi ve dönemi yansıtan bir albüm olmadı. Death Cab For Cutie beş sene önce gerçekten alternatifti ve bu dala aday olmayı hak ediyordu. Şimdi değil. Albümde de inanılmaz bir şey göremedik doğrusu. Gençlik dizilerine fon müziği olsun diye yapılmış bir albüm (kötü bir şey de değil ha yanlış anlamayın). My Morning Jacket geçen yıl Amerika’da çok konuşuldu, beğenildi ve şansı var bence. Ama bu ödül Radiohead’e gitmeli.
Kim alır? Radiohead – In Rainbows
Kim almalı? Radiohead – In Rainbows


En iyi rap albümü
Bu kategoride tüm yıl her yerde hakkında methiyeler yazılan Lil Wayne’e şans veriyorum. Sürpriz isim T.I.
Kim alır? Lil Wayne
Kim almalı Lil Wayn
e

En iyi yeni sanatçı
Bu yıl yeni ve ünlü bir şeyler arayanlar Jonas Brothers’ı buldu. Ben Duffy’yi heyecan verici buluyorum. Devrim yaratan biri değil ama uzun soluklu olacağını düşünebiliriz. Şöyle bir göz gezdirince otoriteler de Adele’ı seviyor. Grammy en çok gürültü çıkarana gider bu dalda. Bu durumda:
Kim alır? Jonas Btothers
Kim almalı? Duffy



Record of the Year
Bu ödül adı üzerinde kayıt ve kayıttaki işçiliğe veriliyor. Robert Plant ve Allison Krauss’un Please Read the Letter’ının şansı var. Bu albüm yıl içinde tüm otoritelerden tam not almıştı. Albüm dalında da aday ama güçlü rakipleri var. Burada bir şey alması muhtemel. M.I.A.’nın Paper Planes’i ve Coldplay’in Viva La Vida’sı da güçlü.
Kim alır? Robert Plant ve Allison Krauss – Read the Letter
Kim almalı? Robert Plant ve Allison Krauss – Read the Letter


En iyi rock albümü
Coldplay bu kategoride aday ve iddialı. Kid Rock, Rock’n Roll Jesus ile aday ama sanmıyorum ki ödül ona gitsin. Leona Lewis’in bu kategoride aday olması çok saçma. Albüm mü yok çüş artık. Burada hakkıyla yarışacak üç albüm var. Death Magnetic – Metallica, Only By the Night – Kings of Leon ve Consolers of the Lonely – The Raconteurs. Metallica çok iyi bir albümle eski günlere dönüş yaptı. Kings of Leon bugün old school rock grubu geleneğini devam ettiren ender isimlerden. The Raconteurs’ün albümü iyiydi ama şansı yok bence bu adaylarla. Maalesef olay şöyle gelişecek.
Kim alır? Coldplay – Viva la Vida
Kim almalı? Kings of Leon – Only by the Night



En iyi rock şarkısı
Bu dalda Springsteen (Girls in Their Summer Clothes), Radiohead (House of Cards), Death Cab For Cutie (I Will Possess Your Heart) (ıyyy isme bak), Coldplay (Violet Hill) ve Kings of Leon (Sex on Fire) aday. Şüphesiz şöyle olacak:
Kim alır? Bruce Springsteen - Girls inTheir Summer Clothes
Kim almalı Tabii ki Kings of Leon – Sex on Fire. Bu aynı zamanda yılın da en iyi şarkısı olmalı bence.


En iyi şarkı
Maalesef bu alandaki adaylıkları çok tırışkadan buldum. Buradan çıksa çıksa Coldplay’in Viva La Vida’sı çıkar.
Kim alır? Coldplay – Viva La Vida
Kim almalı? Coldplay - Viva La Vida


En iyi Dans Kaydı
Burada Rihanna, Hot Chip ve Madonna da var. Ama asıl Alive 2007 albümlerinden Daft Punk’ın Harder, Better, Faster, Stronger’ı var ki ezer geçer bence.
Kim alır? Daft Punk – Harder, Better, Faster, Stronger
Kim almalı? Daft Punk – Harder, Better, Faster, Stronger

Dört ayaklı dostlarımız!

Onları seviyoruz.

6 Şubat 2009 Cuma

Fatih Altaylı yanlışlıkla maaşını mı yazdı?

"Ben bu gazeteyi yöneteyim. Köşe de yazayım. Beş kuruş maaş istemem. Üste de ayda 30 bin lira veririm” Fatih Altaylı'nın bugünkü yazısını okurken anlattığı şey değil de şu cümle dikkatimi çekti. Galiba Altaylı maaşı hakkında bir fikir veriyor. Şurayı tıklayın ve okuyun...

Her gün tüm dünyada hangi şehrin hangi gazetesi hangi manşeti atıyor?


Özellikle birinci sayfa ve manşetlere bakmayı seven vatandaşa dünya çapında hizmet. Şurayı tıklayın istediğiniz şehrin üzerine gelin ve gazetelerin manşetlerine bakın. Her şey yok ama bir fikir verebilir. Google Earth'ün gazete versiyonu gibi birşey. Bu arada bu Brezilya gazetesi Türkiye'de olsa ne satar ama. Kadın, futbol ekstazi mekstazi... Ne ararsan var.

Fleet Foxes'ın yeni klibi gelmiştir!

Hem klip hem şarkı ala... Mümkünse değerli blog iştirakçilerinden kulaklık takıp öyle izlemelerini tavsiye ediyorum. İşte falan kaytarırken iki dakika Facebook'tan, msn'den kopun ve izleyin...
Hemen aşağı da 'making of'unu koydum meraklısına.



Mykonos from Grandchildren on Vimeo.



Mykonos making of from Grandchildren on Vimeo.

5 Şubat 2009 Perşembe

Ara sıra da olsa in o arabadan!


 

Kriz dönemlerinde toplumların davranış biçimleri değişiyor. Şunun gibi bir şey oluyor sanki toplumlara...

Düzenli bir hayatın ve işin vardır. Yıllarca tasasız, sıkıntısız takılırsın. Mutlusundur, sevdiğin işi yapıyorsundur. Öyle ki insanlar sana gıpta ile bakıyor, hatta belki kıskanıyorlardır.

Sonra bir gün işsiz kalırsın. Ya da istifanı çakar eve dönersin. Bir de bakarsın ki dışarıda hayat var. Meğer dünya her sabah işe yetişmekten, her ay aynı şeyleri düşünüp planlamaktan, aynı şeyleri yapmaktan ibaret değil. Dolap beygirinden çıktığında bir de bakarsın etrafta yaşam tüm hızıyla sürüyor. Arabayı otoyolun kıyısında durdurup tepelere yürümek gibi. Manzara öyle değişir ki şaşar kalırsın. Türlü yaşam formu var. Türlü güzellik, türlü çirkinlik, çeşit çeşit insan, hayvan..

Faturaları ödeyebilme kaygısının sana dayattığı rutinden fazlası var. O noktada yaşadığını hissedersin. Kafan başka çalışmaya başlar. Gözlerin başka görür. Zaman başka türlü akar. Elin başka türlü yazar.

Toplumlar krizlerde böyle oluyor. Bakın bir dostum, Carl Barat’ın NME için yazdığı bir yazıyı yolladı. Çok güzel. Öyle güzel ki.

Çeviremedim sabırsızlıktan. Hemen koydum. Buyrun buradan okuyun.

4 Şubat 2009 Çarşamba

Obama’nın gizli plak koleksiyonu!


 

 

Evet, Obama’nın bir plak koleksiyonu var. Hem de şu ana kadar hiç bilinmeyen ve gizlenen bir koleksiyon. Aslında galiba pek de umursamnadığı için varlığı bilinmeyen desek daha doğru olacak. İşin aslı şu: Beyaz Saray’ın hayli geniş bir LP koleksiyonu var. Rolling Stone’un haberine göre yer gök plak ve bu plakların çoğu koleksiyonerleri baştan çıkaracak parçalara sahip. Led Zeppelin’ler, Sex Pistols’lar, The Ramones’lar, Rolling Stones’lar ne ararsanız var.

Arşiv 1973’te oluşturulmuş. Sadece kitaplardan oluşan kütüphanede artık albümlerin de bulunmasına karar verilmiş ve 2000 kadar albüm bu dönemde arşive girmiş. Beyaz Saray’ın bodrumunda bulunan arşivde saklanan plaklar 1978 ve sonraki yıllarda rock plaklarıyla zenginleştirilmiş. Başkan Carter plak dinlemeyi severmiş ve o dönem plaklar, iyi bir ses sistemiyle yukarı üçüncü kattaki dinleme odasına alınmış. Ancak Reagan dönemi gelince Nancy Reagan’ın plaklardan hazzetmediği anlaşılmış ve arşiv yine bodrumu boylamış. Bakalım Obama arşivi dolaşma sokacak mı?

Peki acaba bizim Cumhurbaşkanlığı’nda müzik arşivi var mı? Varsa kimler var. Merak konusu…

Haberin tamamını okumak için buraya tıklayın.

3 Şubat 2009 Salı

Fazla mı benziyorlar ne!





İksi de severek okuduğum dergiler. Yalnız son zamanlarda giderek benzemeye başladılar. Özellikle Q birkaç ay önceki lay out değişiminin ardından Spin'leşti. Spin de daha alternatif ve niş bir dergiyken şimdi çekimlere iyi para harcayan, kapsadığı müzikler ve bakış açısı olarak daha mainstream, görünüm olarak da daha "kadın" oldu... 

Dönüşü muhteşem oldu!


Morrissey grubuyla birlikte soyunup fotoğraf çektirdi ya şu ara pek bir tartışılıyor. Çekim yeni single "I'm Throwing My Arms Around Paris" için yapılmış. 
Benim anladığım tek şey; plak geri dönmüş hakikaten... 

Spinal Tap, yeniden!


Bir müzik grubunun iç dünyasını anlamak istiyorsanız seyretmeniz gereken film This Is Spinal Tap'tir. Her grup cool görünmeye çalışırken aptal durumuna düşer ve film bunu mükemmel anlatır. 
Tüm gruplar aşağı yukarı burada anlatıldığı gibidir. İlla hair rock yapmaları falan gerekmez. Dnem de önemli değildir. Kendilerini fazla önemser, bulunmaz olduklarını düşünürler. Yaptıklarının tarihte ilk kez kendileri tarafından yapıldığına emindirler. Sefilliklerini gizlemek için tek şansları cool görünmektir. Bunu yaparken hayli komik durumlara düşebilirler. İnanın bana, bir menajerle muhattap olup bu gruplardan ya da sanatçılardan biriyle birkaç saat geçirseniz ne demek istediğimi anlarsınız. 
Neyse, filmin yıldızı ve ana konusu İngiliz hairband Spinal Tap yeni şarkılar kaydediyormuş. Bir hatırlatma yapayım, aslında 1984 yapımı film yarı belgesel havasında çekilmiş.  Ama aslında belgesel değil. Grup film için oluşturulan yalandan bir ekip ama sonradan albüm falan çıkarmışlardı. 
Seyretmeyen varsa o işi hemen aradan çıkarsın. Şu aralar Digitürk'te de sıkça rastlıyorum.
Yeni şarkılara gelince sadece internette yayınlanacakmış.

Coool...




Yıl 1981, Pino d'Angio. Muhtemelen Rai'de bir pazar şovu. Şarkının adı "Ma Quale Idea". Tavırlara ve sigaraya dikkat. 
Kunnel'ı açıp şunu copy/paste yapabilirsiniz.


Big in Turkey, Lost in THY







Kevin Costner'lı THY reklamını seyredince iki satır yazasım geldi. Sonra arşivime göz gezdirirken 4 Kasım 2007'de Sabah'ta yazdığım bu yazıyı buldum. Reklam iyiymiş, kötüymüş diye detaya girmeye gerek yok aslında.    

80'lerin hair rock gruplarından tutun da modası geçmiş dizilerin gözden düşmüş kahramanlarına kadar Japonya, Batı'nın 'popüler kültür kalıntıları'na büyük ilgi göstermiştir. Bir ara hatırlarsanız Barış Manço bile ekmeğini yemişti Japonya'daki bu pop kültür açlığının... 90'ların sonuna doğru Qdergisi, bu tipleri tiye almak için 'Big in Özbekistan' diye bir köşe yapardı (yerli örneği için bkz. Mahsun Kırmızıgül). Japonya'dan da kötü bir kategori; o kadar para da yok... Onlar için mesela şu tip bir haber çok komik: "Kevin Costner, Türkiye'de önce Cumhurbaşkanı tarafından resmi Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda ağırlandı, ardından da 2 bin kişiye şarkılarını çaldı." İşte buna kısaca Big in Japan diyoruz. Ya da dünyaya yeni bir deyiş armağan ediyoruz: Big in Turkey. Hatırlarsanız,Lost in Translation isimli o harika filmde (bkz. Sofia Coppola, bkz. Bill Murray, bkz. Scarlett Johansson) işinden ve hayatından hayli sıkılmış, hafif de gözden düşmüş aktörümüz Japonya'ya, ikinci sınıf bir viski reklamında oynamaya geliyor, menajerinin de baskısıyla Japonların saçma şovlarında boy göstermek zorunda kalıyordu (yerli örneği için bkz. Buzda Dans). O yüzden Kevin Costner'a kızmayın. İlla birine kızacaksanız, organize edenlere kızın. Ayrıca şunu da anlamıyorum: Kevin Costner eskisi gibi gözde bir Hollywood yıldızı olmayabilir, ama çektiği filmler, iyi - kötü tarihe geçmiştir. Adını herkes bilir, sokakta herkes kendisini tanır. Ayıptır söylemesi, hem başrolünde oynadığı hem de yönettiği Dances With Wolves (Kurtlarla Dans) filmi, 1990'da 12 dalda Oscar adayı olmuş, yedi dalda kazanmıştır. En İyi Yönetmen dahil. Hani şu bizim her yıl aday-aday-aday-adayı falan olduğumuz, milletçe almak için yanıp tutuştuğumuz ödül bu. Onlardan yedi adet var Kevin Costner'da. Hayranı değilim ama bu kadar aşağılamayı da hak etmiyor galiba.Lost'taki şeyin şeyinin şeysiyle adı anıldı diye Meltem Cumbul'un günlerce haber olduğu bir basına sahibiz. Kevin Costner'ın Cumhurbaşkanı düzeyinde algılanması neden sizi bu kadar şaşırtıyor?

-Hava nasıl? -İyi(!)


NTV’de hava durumunun içinde bir de 'hava durumu' var. İstanbul, İzmir, Ankara, yanında da 'iyi' yazıyor. "Hava nasıl? İyi." E iyi o zaman hadi eyvallah. 

Peki bu ne? 

Aslında hadise şu; NTV yeşil kanal olma iddiasında ve uzunca bir süredir de çevreye duyarlı bir algı yaratmak istiyor. Bunun bir parçası olarak hava durumunda sadece ısı ve yağış durumunu vermekle yetinmiyor hava kalitesini veriyor. Yani soluduğumuz havanın kalitesi acaba nasıl?

İyi güzel de şöyle mi olmalı; "Hava durumu: İstanbul iyi." Ben bunu gördüm. Herhangi bir değer ve ölçüm de yok. Diğer seçenekleri ise göremedim. Mesela şöyle mi; İzmir fena değil, Ankara ehh! 

Ciddi durmuyor... Ya da şöyle söyleyeyim en az yeşil NTV web sayfasındaki çevreci fal kadar ciddi duruyor.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Bir Kings Of Leon konserinde neler çalınıyor?


Bu sorunun yanıtını merak edenler hemen set liste göz gezdirsin.  Tarih 29 Ocak. Turne tarihlerine bir göz atmakta fayda var. 21 Şubat Amsterdam çok ama çok çekici geliyor şu an. 

Hafif Müzik Ankara'da!













Alper'i (Bahçekapılı) derginin kapanmasından önce askere Ankara'ya yollamıştık. İşte ilk görüntüler... Alper'in askerliği gayet iyi geçiyor. Yemek yiyemediği için hafif zayıflamış. Saçlar kendisine kriminal bir hava katmış.  Paltosu, kumaş pantolonu, gömlek hırka ve her askerin saç tıraşını gizlemek için kullandığı vazgeçilmez aksesuar bere ile yine şık, yine brit. Yalnız tabii elinde tuttuğu içinde ne olduğunu bilmediğimiz siyah poşet, ego metro bileti ve gazeteler ile "sokaktaki Ankaralı" çizgisini de yansıtıyor. 
Alper askerde genellikle tost ve sandviç yiyerek beslendiğinden kendisine üç saat içinde iki öğün yemek yedirdik, bolca bira içirdik. 
Teknik olarak zaten sabah beşte uyandığından ben oraya öğlen 12'de vardığımda "gece"nin ortasında elinde birayla karşıladı beni. Ayhan da (Abayhan) karşısında, asker ziyaretine gelmiş sadık eş modeli... İnsan asker olunca ne yaparsa yapsın, ben askerim diye bağırıyor zaten. 
Neyse yani ben Alper'in hayranları için söyleyeyim, endişe edecek birşey yok. En doğru zamanda, en doğru yere, en rahat şekilde askerlik yapmaya gitmiş durumda. Yani yine dört ayak üzerine düşmüş köftehor. 
Gelişmelerle yine karşınızda olacağız. Bizi izlemeye devam edin.